İtalyan ressam Sandro Botticelli’nin ”Venüs’ün Doğuşu” resminden kesit (Rönesans Dönemi)

Çok sesliliğe geçiş

Müzikte Rönesans, mimari, resim ve heykeldeki Rönesans’ın peşinden; onlardan etkilenerek başlamıştır. Gücü ve parayı elinde bulunduran Kilisenin etkisi altındaki müzik, onun sert kurallarından sıyrılabilmeyi, bu dönemde başarmıştır. Bundan sonra müzikte, sadece Kilise değil, krallar ve prensleriyle Saray da etkin olacaktır.

Rönesans döneminde yeni arayışlara girilmiş, kilise müziği ağırlığını korumakla birlikte, yeniden şekillenmiştir. Kilisenin baskısının nispeten hafiflemesiyle, sanat, mitoloji, astronomi ve matematikten esinlenen besteciler, din dışı müziğe de yönelmişlerdir.

Koral müzik, Rönesans’da altın çağını yaşamıştır. Besteciler, dönemin ruhunu, şarkılara, şiirle müziğin birleştiği madrigallere ve yaşama sevinci taşıyan dans müziklerine yansıtmışlardır.

1400 – 1600 yılları arasında yaşanan Rönesans’ın başlarında, çalgıların rolü, insan sesini desteklemekle sınırlı kalmış; sonlarına doğruysa, aynı aileden gelenlerin oluşturduğu küçük gruplar ön plana çıkmış, böylelikle enstrümantal müziğin temelleri atılmıştır.

Dönemin en popüler çalgıları, lavta ve ona eşlik eden basit, klavyeli enstrümanlardır. Rönesans müziğinin ayırt edici özelliği, çalgıların esere aynı anda başlayıp, aynı anda sonlandırmalarıdır.

Bu döneme denk gelen önemli gelişmelerden biri de, Gutenberg’in matbaayı icadıdır. Bu sayede eserler, çok sayıda ve hızla basılabilmiş ve müzik, paylaşılabilir hale gelmiştir.

Dönemin önemli bestekarlarından bazıları, William Byrd, Josquin Des Prez, Thomas Tallis, Pierre de La Rue, Giovanni Pierluigi da Palestrina, Orlando de Lassus ve  Giovanni Gabrieli dir.