İspanyol ressam Francisco Goya’nın Savaşın Felaketleri Serisinden ”Ne cesaret!” (Romantik Dönem)

Rafine bir zevk, Piyano…

Romantik dönem, müzikte gelenekselliğe karşı duran, simetri arayışında olmayan, özgün ve özgürlükçü bir yaklaşımın benimsendiği, Klasik dönemin kurallarının tamamen yıkılmasa da oldukça esnetildiği bir dönemdir. Geçmişe ait müziğin yeniden keşfedilmesi ve kullanılması açısından da önemlidir.

Bu dönemin bestecileri, kendilerini müzik üzerinden ifade etmişler, duygu ve içgüdüleri müziklerine işlemişlerdir. Müzik, resim, edebiyat ve tiyatroya yakınlaşmış; besteciler, roman, oyun, şiir hatta efsanelerden ilham almışlardır. Bunlarla da yetinmemiş, kimi zaman doğaya dönerek tabiat ve manzara temalarını işlemişler, kimi zamansa kişisel tarihlerinde gezinerek otobiyografik nitelikte eserler vermişlerdir.

Müzik, Kilise ve Sarayın egemenliğinden çıkarak halka karışmıştır. Bu dönemin iyi müzisyenleri, besteci, virtüöz, orkestra şefi veya öğretmen olarak geçimlerini müzik üzerinden sağlamışlardır. Ulaşım problem olmaktan çıkmış, müzisyenler sadece Avrupa içinde değil, Amerika’ya da seyahat ederek değişik kültürlerle etkileşime girmiş, bu coğrafyalarda performanslar sergilemiş, içlerinden bazıları yabancı ülkelere yerleşmişlerdir.

1830 – 1920 yılları arasında yaşanan Romantik dönem, büyük ölçekli senfonileri, senfonik şiirleri, sosyal, politik ve milliyetçi konulara sahip operaları ve tutkulu şarkılarıyla olduğu kadar, solo piyano için yazılmış kısa eserleriyle de dikkat çeker. Bu dönemde piyanoya sahip evlerin sayıları hızla artmış, virtüözler bu evlere sadece özel dersler için değil, ev sahiplerinin salonlarında düzenlenen organizasyonlarda konserler vermek için de girip çıkmışlardır.

Diğer yandan, bestelenen büyük kompozisyonlar orkestranın genişlemesini gerektirmiştir. Üflemeli ve özellikle vurmalı çalgılara yenileri eklenirken, enstrümanlar sayıca zenginleştirilmiştir.

Erken ve geç dönem olarak değerlendirilen Romantik dönemde iz bırakan bestecilerden bazıları, Hector Berlioz, Felix Mendelssohn, Frederic Chopin, Robert Schumann, Franz Liszt, Richard Wagner, Giuseppe Verdi, Anton Bruckner, Pyotr Ilyich Tchaikovsky, Gustav Mahler ve Johannes Brahms dır.

Son Söz: Kökleri bu dönemde filizlenen ve gelişen milliyetçi ekole de değinmek istiyorum zira ortak bir dilin altında tek ulus devleti olma hayalini kuranların da, bağımsızlıklarının peşinden koşanların da kuvvetli arzuları, bu dönemin edebiyatında ve müziğinde yer bulmuştur.

Barok ve Klasik dönemlerde müzikteki stil ve formlar herhangi bir ülkeyle ilişkilendirilemeyecek kadar enternasyonalken, milliyetçi besteciler bu yaklaşımı terk etmişler ve milli kimliklerini müzik üzerinden tanımladıkları yeni bir stil benimsemişlerdir. Bu ekolün en güzel örnekleri, Alman, İtalyan, Rus, Çek ve İskandinav sanatçıların  repertuvarlarında görülebilir.