Bis’de, tatlı sipariş ettiniz mi hiç!

Geçtiğimiz hafta Madrid’de gittiğim restoranın menüsünde, yemek ve içecekler; uvertür, birinci perde, ikinci perde, alkışlar ve bis başlıklarıyla sıralanmıştı. Bu durum, daha sonra olanları düşündüğümde manidar, ancak o an için hoş bir sıra dışılıktı…

Şehirdeki son akşamım için, İspanyol bir arkadaşımın tavsiyesini almış ve yerel halkın erken bulabileceği bir saatte, La Favorita Restoran’a varmıştım. Arkadaşımın restoranla ilgili detay vermekten kaçınan, biraz da muzipçe sarf ettiği sözleri zihnimde evirip çevirmekte; bakışlarımı, loş ışığa bulanmış, bir evin salonu kadar sıcak ve davetkar duran mekanda gezdirmekteydim.

Perde açılıyor…

Ahşap doğramaları daha da belirgin kılan, açık renklerdeki damask desenli duvar kağıtları, pencerelerden döküm döküm aşağı inen bordo kumaşlarla uyum içindeydi. Keten örtülerin kapladığı masaların görebileceği bir köşeye, konuklara canlı müzik vaat eden, emektar bir piyano yerleştirilmişti. Beyaz önlükler içindeki garsonlar, saatler dokuzu geçtiği halde, yavaş yavaş mekanı doldurmaya başlayan müşterilere, yapmacıksız bir konukseverlik göstermekteydiler.

‘Birinci Perde’den seçtiğim yemeğe henüz başlamıştım ki, orta yaşlarının sonlarında bir kadın, piyanonun başına geçti. İçlerinde, Frederic Chopin’e ait ‘6 numaralı Polonez’in de olduğu, dört beş eseri birbiri arkasına çaldıktan sonra, es verdi. Bir sonraki parçaya başladığındaysa, artık yalnız değildi… Piyanist, İtalyan besteci Gaetano Donizetti’nin ‘Aşk İksiri’ operasından bir şarkıyı çalmakta, biraz önce ekmek ve içki servis eden güler yüzlü iki garson, dokunaklı ve güçlü sesleriyle, düet yapmaktaydılar!

‘Neşenin kadehinden içelim’*

Müşterilerin bir kısmı, en az benim kadar şaşkındı. İsimlerinin Eduvigis Monagas ve Santiago Induni olduğunu öğrendiğimiz soprano ve tenor, o ana kadar, garson rolünü başarıyla oynamışlardı. Bundan sonrasında ise, sevilen operalardan seslendirdikleri aryalarla, dinleyenleri büyülediler. ‘Alkışlar’dan seçtiğim likörü sipariş etmeye hazırlandığım sırada, bu defa ellerinde şampanya kadehleriyle çıkageldiler. Masalara şampanya ikram edişlerinde, teatral bir hava vardı. Kadehlerimizi havaya kaldırmamızla birlikte, müzik yeniden başladı.

İtalyan besteci Giuseppe Verdi’nin ‘La Traviata’ operasındaki, meşhur içki aryasının ilk notalarıydı duyduğumuz. Birbirlerine doğru ilerleyen Santiago ve Eduvigis, tutkulu ancak yürek burkucu bir aşk yaşayacak olan Alfredo ve Violetta’ydı artık. Bizlerse, Violetta’nın zevkle döşenmiş salonunda, baloya katılan neşeli konuklardık… 

* Arya bu sözlerle başlar. Libiamo ne’ileti calici…