Flaman sanatçı Giambologna’nın ‘Sabinli Kadınların Kaçırılışı’ heykeli (1582)*

Yaşamına veda etmiş birinin ardından evinde dolaşmak, savunmasız bir mahremiyeti adım adım yıktığımız için huzursuz edici, duyularımızı keskinleştiren, ziyadesiyle hüzünlü ve kendi geçiciliğimizi hatırlattığı için de, biraz ürkütücü bir deneyimdir. Geçmişte o eve hiç girmediysek eğer, tüm bunlara güçlü bir duygu daha eşlik eder. Merak… 

Kadife Bey

Erik Satie vefat etmiş ve defnedilmişti; şimdi de sıra, evinin boşaltılmasına gelmişti. Ailesi ve bir kaç dostu, bir kafenin üzerinde yer alan dairesine ilk kez giriyordu zira besteci 27 yıl boyunca yaşadığı evinin kapısını, en yakınlarına bile kapalı tutmuştu. Daire sahibinin açtığı kapıdan içeri girenler, bestecinin sığındığı kabuğu gördüler… Karşılarında, biri diğerinin üzerine yerleştirilmiş iki piyano duruyordu. Daire, piyanolara bitişik duran küçücük bir yatak ve gardıropla son buluyordu!

Satie’nin kişisel eşyalarını toplamak üzere dolabını açtılar. Raflar, birbiriyle aynı 80 küsur mendil ve 100’ün üzerinde şemsiyeyle doluydu. Askılardaki kıyafetlerse, bestecinin yıllardır aynı kılıkta görülmüş olmasını nihayet açıklıyordu. Gri fitilli kadifeden dikilmiş, yedi takım elbise… Satie, her gün giydiği kadife kostümden, on yılın sonunda usanmış ve bu tarzı bırakmıştı. Ne var ki, ona çok yakışan lakabı baki kalacaktı.

Beyaz suda pişmiş tavuk eti

O, gariplikleriyle de bilinen bir kişiydi. Mümkün olduğunca beyaz renkli yiyeceklerle beslenir; kendini boğmaktan korktuğu için, yemek süresince tek kelime etmezdi. Bir dönem, dini bir tarikat dahi kurdu ancak tarikatın tek üyesi kendisi oldu.

Satie, müzisyenden ziyade ses bilimiyle uğraşan biri olduğuna inanıyordu. Müziğe yaklaşımı ve yaratıcılığı, ilginç kişiliğiyle birleşince, ortaya dönemin önünde giden eserler çıkıyordu. Solo piyano için yazdığı Gymnopedie gibi…

Küçük melankolik parçalar

Bu kelimeyi kendi türetmiş değildi; Gymnopedie, ‘Les Antiques’ adlı bir şiirde geçmekteydi. Satie, Spartalı çıplak gençlerin Apollon’un şerefine dans ettikleri bir müzik olarak hayal ettiği üç bölümlük piyano eserini, Fransız şair J.P. Contamine de Latour’a ait bu şiirden esinlenerek besteledi. Bestecinin yakın arkadaşı Claude Debussy, hayran kaldığı Gymnopedie’i orkestra için aranje edecekti sonraları. İkinci parça hariç… Onu da denemiş ancak orkestraya teslim olmayan bir ruha sahip olduğuna hükmetmişti.

Eserlerinin nasıl icra edileceğine dair talimatlar yazmasıyla ünlü Satie’e göre, üçlünün ilk bölümü kederli, ikincisi hüzünlü, sonuncusu ağırbaşlı çalınmalı; aynı temanın versiyonu olan bu parçalar, dinleyende farklı etkiler yaratmalıydı. Bir heykelin, etrafında dolaşan ve ona değişik açılardan bakanlarda, yarattıkları gibi…

Gymnopedie, zaman içinde bundan daha fazlasını yapacak, yaşadığı dönemde sadece Fransa’da tanınan bestecinin en ünlü ve popüler eseri olarak dünyaya açılacaktı.

*Üç insan figüründen oluşan yapıt, Rönesans heykellerinden farklı olarak, karşıdan bakılmak üzere yapılmamıştır. Eserin (ve hikayesinin) bütünü, ancak etrafı dolaşılarak algılanır.

Müzikler ve Hikayeleri – E. Satie Serisinden 2. ve son hikayeyi okudunuz. Bestecinin diğer hikayesine (Gnossienne 1), ‘İlgili Yazılar’dan ulaşabilirsiniz.

Kullanılan imaj: La Nazione Firenze