Piyano başındaki Mozart ve Marianne’in, babaları Leopold ile resmedildiği bu tablo bana dokunur. Eksilmiş bir ailenin tablosudur çünkü. Kalanların, duvarda asılı resmin altına toplanmış hallerinde, beyhude bir tamamlanma çabası vardır. Ve derin bir özlem. Gidene olduğu kadar, onunla birlikte eksilenlere de. Anne ailenin harcıdır. Anna Maria da, Mozartlar için öyleydi sanırım…

Salzburg Sarayındaki görevinden istifa eden Mozart, yeteneklerine uygun bir mevki bulma ümidiyle, Almanya’ya doğru yola çıkmıştır. Bu defa, yanında annesi vardır zira Leopold Saray’dan izin alamamış ve hayat hakkında sınırlı tecrübesi olan oğullarına refakat etme görevi, Anna Maria’ya kalmıştır. Mozart, özgürlükle tanışacağı bu yolculukta, onunla sınanacaktır da…

Aşkın adı Aloysia

Fiziği ve olağanüstü sesiyle son derece etkileyici olan Aloysia Weber, Mozart’ın karşısına, yolculuğunun ikinci durağı olan Mannheim’da çıkar. Opera sanatçısı olmayı arzu eden genç kız, solistlik kariyerinin henüz en başındadır. Aloysia’dan etkilenen Mozart, zamanını genç kızla ve kendini yanında çok rahat hissettiği müzisyen babasıyla geçirmeye başlar. Mannheim’a geliş sebebini unutmadıysa bile, önceliği değişmiştir. Aloysia’ya yardımcı olma arzusu ağır bastığından, Weberlerle birlikte turnelere çıkarak, sevdiği kızı üne kavuşturmayı hayal etmektedir. Geleceğe yönelik planlarını, coşkulu bir ruh haliyle Leopold’e yazar.

Babasının, heyecanına ortak olacağını düşünmüştür oysa Leopold çileden çıkar. Buna rağmen, kelimeleri özenle seçilmiş ve dozu çok iyi ayarlanmış bir mektup yollar oğluna. Kariyerine konsantre olmasını hatırlatırken, annesiyle birlikte Paris’e hareket etmelerini tavsiye etmektedir… Ne Aloysia’ya aşık Mozart, ne de evine hasret Anna Maria, Leopold’e karşı gelecektir. Mozart, Mannheim’daki son gecesini, kendisini uğurlamaya gelen dostlarıyla geçirecek ve Aloysia, Mozart’ın  armağanı olan aryayı, ilk kez bu ortamda seslendirecektir. Non so d’onde viene…*

”Nereden geldiğini bilmiyorum,kalbime bu hoş duyguların. Bu bilinmez his, tüm göğsümü kaplayan. Bu soğuk ürperti, tüm damarlarıma yayılan…”

Adanmışlık

Mozart ve Anna Maria Paris’e vardıklarında, şehrin soğuğunu odalarında hissettikleri bir iklim ve konforsuz şartlarla karşılaşırlar. Anna Maria için durum daha ağırdır zira tüm gününü, lisanını dahi bilmediği bir ülkenin, gün ışığı almayan bir odasında, tek başına geçirmek zorundadır. Her geçen gün Salzburg’u daha fazla özlemekte ve ömrünü adadığı oğlunun, varlığından hoşnut olmak bir yana, mutlu olmadığını hissetmektedir. Evine dönmek için duyduğu kuvvetli arzuyu, kocasına gönderdiği mektupların satır aralarına yazdıysa da, Leopold dönüş kapısını açmaz, hatta aralamaz bile…

Mozart ise, günlerini çalışarak geçirmektedir zira mevki arayışını sürdürebilmesi için, geçimini sağlaması gereklidir. Müzik dersleri vermeye ve sipariş üzerine besteler yazmaya başlamıştır. Ondan eser talep edenler arasında, iyi bir flütçü olan Dük de vardır. Dük, nicedir, arp çalan kızıyla birlikte icra edebileceği bir eserin hayalini kurmaktadır. Mozart, pek rastlanmadığı şekilde bu iki enstrümanın buluştuğu bir eser yazar. Melodisi ve orkestrasyonuyla hayranlık uyandıran ‘Flüt ve Arp için Konçerto‘, böylelikle doğar. (Milos Forman’ın ‘Amadeus’ filmine de konu olmuştur konçerto. Filmde, besteci Antonio Salieri, eserin partisyonunu gördüğünde, ilk önce şaşkınlığa, sonra da müthiş bir kıskançlığa kapılır.)

‘Masum değiliz hiç birimiz’

Mozart ve annesinin ayrı kulvarlarda verdikleri mücadelenin bir noktasında, Anna Maria -belki de kaçınılmaz olarak- hastalanır. Oğlunu, şikayetleriyle meşgul etmeyi seçmediğinden, Mozart bir doktorla çıkıp gelinceye kadar, durumu ağırlaşmıştır. Kısa bir süre sonra vefat eder ve Paris’te defnedilir. Mozart, sarsılmıştır. Annesini yitirmiş olması yetmezmiş gibi, acı haberi öğrenen babasıyla da ilişkisi yara almıştır. Leopold, karısının ölümünden, hastalığın ölümcül bir hal aldığını fark etmeyip müdahalede geciken Mozart’ı sorumlu tutmaktadır. Kim bilir, belki Mozart’ın kendisi de…

Annesinin kaybı, mesleki anlamda beklentilerine karşılık bulamayışıyla birleşince, Paris’ten ayrılmaya karar veren Mozart, dönüş yolunda Mannheim’da mola verir. Esasen, Aloysia’yı tekrar görebilmeyi hayal etmektedir ancak Weberler bir süre önce Münih’e yerleşmişlerdir. Mozart, Aileyi yeni evlerinde ziyaret etmesinin uygun olacağını düşünerek, Mannheim’dan ayrılır. Yanında, Aloysia’ya vereceği anlamlı bir hediye de vardır. Ayrı kaldıkları dönemde, onu düşünerek bestelediği bir aryadır bu. Sevdiği kızın sesini en iyi noktaya taşımak üzere yazmıştır ‘Popoli di Tessaglia’yı…** 

Hayal Kırıklıkları

Weberler, Mozart’ı sıcak karşılarlar ancak Aloysia’nın tutumu farklıdır. Genç kız, geçen zamanda, Münih Operasında çalışmaya başlamış ve başarılı bir solist olduğunu, hem çevresine hem de kendine kanıtlamıştır. Kariyer hamleleri için Mozart’a ihtiyacı kalmadığından, ona ilgi duymadığını, sözünü sakınmadan söyleyecektir. Üstelik karşısında duran adam, şimdi gözüne hepten kısa, çekici olamayacak kadar zayıf ve solgun görünmektedir…

Aloysia’nın tepkisi kadar, mevki arayışını sonuçlandıramadığı seyahati de, Mozart için hayal kırıklığı olmuştur. Salzburg’da yaşamaya ne kadar isteksiz olsa da, babasının ısrarına direnci kırıldığından, Saray’da ayarladığı pozisyonu kabul etmek üzere, Münih’ten ayrılır.

Hayat, Mozart ve Aloysia’yı yeniden karşılaştıracaktır. Bu kez, enişte ve baldız olarak!

**Thessaly Halkları

Müzikler ve Hikayeleri – W.A. Mozart Serisinden 2. Hikayeyi okudunuz. Bestecinin diğer hikayelerine, ‘İlgili Yazılar’dan ulaşabilirsiniz. Mozart’ı yazmaya devam edeceğim.

Kullanılan İmaj: Wikipedia