Üst resim: Sixten Sparre ve Elvira Madigan’ın fotoğrafı. Alt resim: Elvira Madigan filminden bir sahne.  

‘Elvira Madigan’ demek, Mozart’ın 21. Piyano Konçertosu demek. Sizleri bilmiyorum ama ben, uzunca bir süre, Elvira’nın Mozart’ın hayatında iz bırakan bir kadın olduğunu, konçertonun da besteci tarafından, bu gizemli kadına atfedildiğini düşledim. Oysa Elvira, Wolfgang Amadeus Mozart’ın tanıdığı biri değildi. Üstelik besteci, Viyana’daki konserleri için yazdığı eserlerden biri olan, 1785 tarihli konçertosuna özel bir ad vermemiş, onu ‘yirmi birinci’ olarak kaydetmişti. Peki bu muhteşem eser, neden ‘Elvira Madigan’ ismiyle anılır hale gelmişti?  

1967 Yapımı Film

Her şey, İsveçli yönetmen Bo Widerberg’ın, ‘Elvira Madigan’ filmi için, konçertonun ikinci bölümünü seçmesiyle başladı. Dokunaklı hikayesi ve ona çok yakışan tema müziğiyle izleyenleri çarpan film, aynı yıl pek çok prestijli ödüle aday gösterildi. Cannes Film Festivalinden en iyi kadın oyuncu ödülüyle dönen Danimarkalı Pia Degermark gibi, Mozart’ın eşsiz müziği de kısa zamanda ‘Elvira Madigan’ ismiyle özdeşleşti.

Film, trajik ve vurucu finaliyle seyirciyi alt üst etmişti. Üstelik tüm bunlar kurgu değil, gerçekti! Hikaye, 19. Yüzyıl’da İskandinavya’da yaşanmıştı.

1888 Yılı, İsveç

Mevsimlerden yazdı. Küçük bir kasaba olan Kristianstad’ın sakinlerini, tatlı bir heyecan sarmıştı o yaz. Madigan Sirki, bir süreliğine de olsa kasabaya yerleşmiş ve halkın sıradan yaşantısını renklendirmişti. Hünerlerini sergileyenler arasında, sirk sahibinin üvey kızı Elvira da vardı. Alımlı genç kız, kardeşiyle birlikte, ip cambazlığı yapmaktaydı. Günlerden bir gün, Elvira, aristokratik bir aileden gelen ve İsveç ordusunda görev yapan teğmen Sixten Sparre’la tanıştı.

Çok geçmeden, genç kız ve Sparre birbirlerine tutkuyla bağlandılar. Ancak Elvira’dan 13 yaş büyük olan Sparre, evli ve iki çocuk babasıydı. Hal böyle olunca, Elvira’nın anne ve üvey babası, kızlarını bu ilişkiden vazgeçirmeye çalıştılar. Ama ne mümkün… Onların bu çabaları, Sparre’ın sonlarını hazırlayan kararı almasını hızlandırdı o kadar. Kaçacaklardı! Her şeyi geride bırakıp, Elvira’nın doğduğu ülkenin yolunu tuttular.

1889 Yılı, Danimarka

Tahmin edebileceğiniz üzere, başlarda çok mutluydular. Ta ki, paraları tükenip gerçekle yüzleşmek zorunda kalıncaya kadar. Birliğinden kaçtığı için aranmakta olan Sparre, çareyi sık sık yer değiştirmekte buluyor ancak geçimlerini sağlayamadığı gibi, ne ailesi, ne de arkadaşlarından yardım alabiliyordu. Parasal sıkıntıları, gözden düşmüş halleri ve yalnızlıkları, bir an geldi, geleceğe dair ümitlerini yerle bir etti…

20 Temmuz günü, ufak bir piknik çantası hazırlayarak, Norreskov’a gitmek üzere yola çıktılar. Akşam saatlerine doğru, ormanda mütevazı yemeklerini yediler. Sparre dakikalar sonra tabancasını çıkararak, iki kez ateşledi. Kurşunlardan ilki Elvira’ya isabet etti, ikincisinin de adresi belliydi zaten…

22 yıl önce bu topraklarda doğan ve Hedvig Olsen Jensen adıyla vaftiz edilen Elvira, Sparre’la yan yana defnedildi. Birkaç gün sonra oldu bu. Cansız bedenleri ortaya çıktığında…

Unhappy things still happen,
Even in our time. 
Saddest of all is this, 
that happened to Elvira Madigan. 

Lovely she was, as an angel,
Eyes of blue and cheeks of red .
Waist as slender as a flower, 
But she got a cruel death.…” *

*Halk şarkısından kısa bir bölümdür. Özgün hali, İskandinav dilindedir. 

Müzikler ve Hikayeleri – W.A. Mozart Serisinden 8. ve son hikayeyi okudunuz. Bestecinin diğer hikayelerine, ‘İlgili Yazılar’dan ulaşabilirsiniz. 

Kullanılan imaj: Wikipedia

Filmin final sahnesi: