Hollandalı ressam Johannes Vermeer’in ”Girl interrupted at her music” resminden kesit (Barok Dönem)

Opera ve orkestranın doğuşu

Barok müziği, Rönesans’ın durgun ve duygulu anlatımına karşıt bir stille ortaya çıkmıştır. Dönemin gösterişli, fazlaca detaylı ve kuralcı yapısıyla dikkat çeken müziğinin ayırt edici özelliklerinden biri, eserin bölümleri arasındaki kontrastdır.

Müzisyenler bu dönemde, Kiliseyle birlikte güçlü ve varlıklı Saray için de çalışmışlardır. Özellikle erken Barok dönemde aristokratlar, iş verdikleri bestecilere, hizmetlileri gibi davranmışlardır.

Bestecilerin Tanrı’ya yönelik kuvvetli duygularını özenle işledikleri dini müzik varlığını korumuş olsa da, Kilisenin kontrolünün gevşemesi, din dışı müziğin önünü açmıştır.

Soylu ailelerin evlilik törenleri gibi özel merasimlerde yer bulan opera hızla gelişmiş, modern orkestra fikrinin doğuşunu da, bu gelişme tetiklemiştir. Venedik ve takiben Londra’da opera binalarının açılması (Royal Opera House), Boston’da halka açık konserler verilmesi, Barok dönemin ilkleridir.

İncil’i konu eden oratoryolar gibi, uvertür, konçerto, sonat, süit ve kantatlar da bu dönemde ortaya çıkan müzik türleridir.

1600 – 1750 yılları arasında yaşanan dönemde, klavsen, org ve yaylı çalgılar sıkça kullanılmıştır. İtalya’nın Cremona kasabasında yıllar boyunca en güzel sesli kemanları üretecek olan Amati, Stradivari ve Guarneri Ailelerinin yıldızları da, bu dönem içerisinde parlamıştır.

Barok dönemde müzik, ulusal olmaktan çıkmış, besteciler ismen tanınmaya başlamışlardır. Döneme damga vuranlar, Antonio Vivaldi, George Frideric Handel ve Johann Sebastian Bach dır. Claudio Monteverdi, Arcangelo Corelli, George Philipp Telemann, Henry Purcell, Domenico Scarlatti, Jean-Philippe Rameau, Johann Pachelbel ve Giovanni Battista Sammartini diğer önemli bestekarlardır.