‘Müziğimi beyaz ışığa benzetebilirim. Nasıl ki ışık, içindeki renklerin görünmesi için bir prizmaya ihtiyaç duyar, müziğim de öyle; ve onun prizması dinleyicinin ruhudur.’

Arvo Part bu sözleriyle, ‘Tintinnabulist’ stille yazdığı eserlerini kastetmiş olmalı… Oldukça zorlu ve karmaşık olan ilk dönem eserlerinin aksine, uzunca bir inzivanın ardından bu stille besteledikleri, o kadar yalın ve derin ki. Gerçekten de insanın ruhunu hedef alıyor.

Kilise Çanlarının Sesi

Part, müzikal dönüşümünün ardından yarattığı yeni stile, kulağa bir tekerlemeymiş gibi gelen ‘Tintinnabulist’ adını vermiş. Bu öylesine konmuş bir isim değil. ‘Tintinnabuli’, Latince’de kilise çanları için kullanılan bir yansıtma sözcüğü. Part’ın müziği de, çanların çalması gibi kendini tekrar eden seslerden oluşuyor. Dilimize ‘Ayna içinde Ayna’ olarak çevrilen, ‘Spiegel im Spiegel’, bu stilin öncülerinden.

Besteci, orkestra şefi ve keman sanatçısı Vladimir Spivakov’a adadığı yapıtını, piyano ve keman ikilisi için yazmış ancak zaman içerisinde, kemanın yerini çello, klarnet, korno, hatta saksafon gibi farklı enstrümanların aldığı versiyonlar ortaya çıkmış. Bana göre çello, en az keman kadar yakışıyor esere. Yapıtın adı da öyle… Eserin verdiği zamansızlık ve mekansızlık hissinin benzerini, aynalarla kaplanmış bir odada, pekala yaşayabilir insan.

Münzevi ve Mütevazı

Part’ın müziği kadar, hayattaki duruşu da anlatılmaya değer. Toplumsal olaylara son derece duyarlı olan besteci, Rus gazeteci ve yazar Anna Politkovskaya’nın öldürülmesine verdiği tepkiyle ve 2006 – 2007 yıllarında çalınan tüm yapıtlarını, Anna’ya adamasıyla da dikkatleri çekmişti.

Estonya’da doğan ve  Sovyet rejimi altında büyüyen Part, rejimin direttiği politik eserleri üretmeyi reddettiği için, geçmişte karısı ve iki çocuğuyla birlikte ülkesini terk etmek zorunda kalmış biri. Bugün tekrar geri döndüğü Estonya’da, dünyanın dört bir yanından aldığı siparişler için müzik yazıyor. Eserleri, uluslararası üne sahip şefler ve orkestralar tarafından seslendirile dursun, O tevazuyu bırakmıyor. Müziği gibi dingin ve akışta…

Bir konser provası sırasında ‘Eserinizi hangi hızla çalmamızı istersiniz’ diye soran müzisyeni ‘Kalp atışı hızında çalın’ diyerek cevaplaması da bundan. Yaşamda, çoğu zaman doğanın temposunu izlememiz gerektiğini hatırlatan, veciz bir cümle bu. O yüzden sevdim yanıtını. Kendim ne kadar uyguluyorum, o ayrı…

Kullanılan imaj: Sonsuzluk Odası Enstalasyonu – Refik Anadol