”İyi olmaktansa şanslı olmayı yeğlerim diyen kişi, hayatı iyi tanıyormuş… İnsanlar, yaşamlarının büyük ölçüde şansa bağlı olduğunu kabullenmekten korkuyorlar. Bir çok şeyin kontrolümüz dışında olması ürkütücü. Bir tenis maçında, topun filenin üstüne dokunduğu anlar olur. Böyle bir anda, top ileri gidebilir ya da geri düşebilir. Şansınız varsa, ileri gider ve kazanırsınız. Ya da geriye düşer ve kaybedersiniz…’’

Woody Allen’in, Akademi ve Altın Küre ödüllerine de aday gösterilen 2005 yapımı filmi, filenin üstünde hareket eden bir tenis topunun görüntüsü ve bu sözlerle başlıyor. Arka planda, uzak geçmişten unutulmaz bir eser çalıyor. Klasik müziğin efsane tenoru, Enrico Caruso’nun sesinden dinliyoruz onu. Bu yalın ve etkileyici girişten sonra, bir tenis kulübünde olduğumuzun ayırımına varıyoruz.

Maç Sayısı

Kulüpte hocalık yapan Chris’i, varlıklı bir aileye mensup olan Tom’a ders verirken görüyoruz ilk. Zengin olma hayalleri kuran Chris, Tom ile arkadaşlık kurup, kardeşi Chloe ile flört etmeye başlamış bile. Ancak Tom ve Chloe’nin ailesiyle tanışmak üzere, göl kenarındaki evlerine davet edildiğinde, Nola’yla karşılaşacak… Nola, Tom’un nişanlısı. ‘Femme fatal’ ve esrarengiz bir kişiliğe sahip olan bu karakteri, rolüne çok yakıştırdığım Scarlett Johansson canlandırıyor.

İlk anda bir ilişki filmiymiş gibi hissettirse de, gerilim unsurları barındıran, tempolu ve sıra dışı bir film ‘Maç Sayısı’. Müzikleriyle de konuşulmaya değer. Seçkin operaların besteleri kullanılmış filmde. Verdi, Bizet, Rossini ve filmin başında dinlediğimiz ‘Una furtiva lagrima’yı yazan Gaetano Donizetti gibi önemli bestekarların müziğini dinlemek keyif verici.

Donizetti Paşa

Donizetti, milletçe yabancısı olmadığımız bir isim. İkinci Mahmud tarafından İstanbul’a davet edilmesinin ardından, ilk askeri bandoyu kuran ve 28 yıl boyunca Osmanlı Devleti’nin hizmetinde çalışan Giuseppe Donizetti nedeniyle aşinayız bu isme. İlk Türk Marşı olan ‘Mahmudiye Marşı’nı besteleyen Giuseppe Donizetti, Abdülmecid zamanında, ‘Paşa’ unvanını aldığından, hafızalara ‘Donizetti Paşa’ olarak yerleşmiş, değerli bir müzik adamı. Gaetano Donizetti de, onun kardeşi.

Gaetano, son derece üretken olmasıyla da tarihe geçmiş bir besteci zira bir operayı, dört beş hafta içerisinde tamamladığı oluyormuş. Dilimize, ‘Saklı kalmış (ya da kaçak) bir gözyaşı’ olarak çevrilen ‘Una furtiva lagrima’nın yer aldığı Aşk İksiri Operası da, kısa zamanda yarattığı eserlerinden. Tutkun olduğu Adina’nın kalbini kazanmak arzusuyla, çaresizlik içinde bir aşk iksiri satın alan, -ki iksir, ucuz bir kırmızı şaraptır aslında- ve nihayet onun kendisiyle ilgilendiğine inanan Nemorino’nun şarkısı, dinledikçe daha da sevilen türden…

”Saklı kalmış bir gözyaşı,
gözlerinde belirdi.
O tazecik muhteşem şey,
kıskançlığından bir işaret gibi gözüktü.
Daha ne kanıt arıyorum ki?
Beni seviyor, artık biliyorum!

Bir anda onun yüreğinin
sıcacık atışını hissettim.
Sanki onun kederi benim,
benimki de onunmuş gibi…
Tanrım, ölebilirdim mutluluktan.
Başka da bir şey istemem artık.”

Bestecinin hayatı, en az bu eser kadar dokunuyor insana. Üç çocuğunu bebeklik dönemlerinde kaybediyor Gaetano. Annesi ve babasından bir yıl sonra da, taparcasına sevdiği karısını çok genç yaşında yitiriyor. Birbiri ardına beste yapmayı sürdürerek hayata tutunmaya çalışsa da, yaşadığı travmadan kurtulamayan bestecinin sağlığı, gün geçtikçe bozuluyor. Son yıllarında, felçli yaşaması yetmezmiş gibi, akıl sağlığını da yitiriyor.

Henüz 51 yaşındayken, İtalya’nın Bergamo kentinde vefat ettiğinde, değişik formlarda yazdığı eserlerin yanı sıra, 70 küsur opera bırakıyor ardında…

”Hangi operamın favorim olduğunu, nasıl söyleyebilirim? Bir baba, kötürüm çocuğuna öncelik verir ve bende de ondan çokça var…”

Teşekkür: Bu eserle tanışmama vesile olan Okan’a teşekkürlerimle. 

Kullanılan imaj: Scarlett Johansson’ın resmi sitesi