Samuel Barber (sağda), besteci ve opera yazarı Gian Carlo Menotti ile birlikte  

‘Sana endişe verici bir sırrımı yazmak istiyorum. Bunları okurken lütfen ağlama çünkü bu ne senin, ne de benim suçum. Sanırım bunu hemen şimdi, saçmalamadan anlatmalıyım.

Her şeyden önce, ben bir sporcu olmak için doğmadım. Besteci olmak için doğdum ve eminim ki bir besteci olacağım. Senden bir şey istiyorum. Benden, hoş olmayan bu durumu unutmaya çalışmamı ve gidip futbol oynamamı isteme. Lütfen… Bazen bundan öylesine endişe duyuyorum ki, düşüncelerim beni delirtiyor (çok değil ama).

Sevgiyle.’  (1910)

Bir çocuğun annesine yazdığı satırlar bunlar. Bir kaç yıl önce ilk bestesini tamamlamış olan Sam’in, dokuz yaşına damga vuran, kendinden bile büyük kaygılarını anlatıyorlar. Bir besteci olacağına başından beri inanan Sam, bunu gerçekleştirmekle kalmayıp, profesyonel bir bariton da oluyor sonraları.

Dünyanın kederini taşıyan eser

Samuel Barber yirmi altı yaşına geldiğinde, yaylı çalgılar için, yavaş tempoda ve bir tepeye tırmanıyormuş hissini veren eserini besteliyor. Kendisinin ‘sersemletici’ olarak nitelediği bu eser, ünlü İtalyan şef Arturo Toscanini’nin dikkatini çekmekte gecikmiyor. Yaylılar için Adagio, orkestra için aranje edildiğinde, daha da güçlü bir karaktere kavuşuyor. Zaman içerisinde, Barber’a Pulitzer ödüllerini getiren piyano konçertosunu ve hayat arkadaşı Gian Carlo Menotti’yle birlikte yarattıkları Vanessa Operasını dahi, gölgede bırakıyor.

Bu yalın müziğe, bugüne kadar bestelenmiş en kederli eser denilebilir. Franklin  Roosevelt’den başlayarak, Albert Einstein, John F. Kennedy ve Grace Kelly gibi topluma mal olmuş pek çok ismin onunla uğurlanmasına şaşmamalı. Yas günlerinde televizyonlarda defalarca dönen esere, bugünkü popülaritesini kazandıran, neyse ki cenazeler değil. Film endüstrisi…

Başrolde müzik de var

Yaylılar için Adagio, en iyi film kategorisinde Bafta ödülüne layık görülen, David Lynch’in Fil Adam’ında, insanlara korku veren bir yüze sahip olan, iyi kalpli Joseph Merrick’in zorlu yaşamına eşlik ederken; en iyi film ve yönetmen kategorilerinde Akademi ve Altın Küre ödüllerini alan Oliver Stone’un Müfreze’sinde (Platoon), seyirciyi korkunç bir savaşın yaşandığı Vietnam ormanlarının içine çekiyor.

Amerikalı besteci, eserini geniş kitlelerle tanıştıran ‘Fil Adam’ın başarısını görecek kadar yaşadıktan sonra, kanserle mücadelesini kaybettiği 1981 yılında, vefat ediyor. Cenazesinde, kendisine ait birkaç vokal eserle birlikte, Bach’ın bazı koralleri ve son on yıldır ayrı olsalar da, otuz beş yıl boyunca hayatı paylaştığı Gian Carlo Menotti’ye ait bir madrigal seslendiriliyor. Böyle bir günün programında, Yaylılar için Adagio’nun olmamasına şaşırabilirsiniz. Oysa çok önceden verilmiş olan bu karar, diğer yapıtlarının önüne geçtiği için, ‘Adagio’ ile neredeyse bir sevgi ve nefret ilişkisi geliştiren Barber’dan başkasına ait değil…   

‘Bir stilim olmadığını söylüyorlar. Fakat bunun bir önemi yok. Kendime has olanı yapmayı sürdürüyorum. Bunun cesaret gerektirdiğini bilerek…’  (1970)

Kullanılan imaj: BBC News Entertainment

Ek: Besteci, Yaylılar için Adagio’u, koral olarak da aranje etmiş ve ona ‘Tanrının Kuzusu’ yani ‘Agnus Dei’ adını vermiştir. ‘Agnus Dei’, Hz. İsa’nın sıfatlarından biri olup, insanlığın affı için kendini kurban edişine gönderme olarak, ‘Kurban’ anlamıyla da kullanılabilmektedir. Eserin bahsi geçen filmlerde kullanımını, -Fil Adam Joseph Merrick’i ve Vietnam’a giden askerleri- bu anlamla ilişkilendiren A.Çağlayan’a paylaşımı için teşekkürler.