İmparatoriçe tarafından hediye edilen kıyafetleri içinde: Marianne (Nannerl) ve Wolfgang

1756 yılında, soğuk bir kış akşamıydı. Salzburg’un Getreidegasse Caddesi’ne açılan dar sokakları, karla kaplıydı. Cadde üzerinde yer alan 9 numaralı binada, bir telaş vardı o akşam. Üçüncü katın sakinlerinden Anna Maria, doğum yapıyordu. Kocası Leopold ve kızları Nannerl odanın dışında beklerken, endişeliydiler. Zor bir doğum oluyordu. Saatler 8’i gösterirken, bebek dünyaya geldi. Anne ve babası, ‘Joannes Chrysostomus Wolfgangus Theophilus’ adıyla vaftiz ettirdiler onu. Theophilus, ‘Tanrı’nın sevdiği’ demekti ve Wolfgang, bu ismin İtalyancasını kullanarak, kendine ‘Amadeo’ diyecekti.

Bazen de ‘Amade’ ama ‘Amadeus’ değil…*

Kredi Kartı gibi mektuplar

Oğlunun mucizevi yeteneği, iyi bir müzisyen ve eğitimci olan Leopold’ün dikkatini çekmekte gecikmedi. Wolfgang, henüz dört yaşındayken, babasının Nannerl’e verdiği klavsen derslerini merakla dinliyor, tek başına kemanı keşfediyordu. Altı yaşına geldiğinde, her iki enstrümanı da şaşırtıcı derecede güzel çalmaktaydı. Üstelik, bir de beste yapmıştı! Leopold’e göre, Wolfgang ve Nannerl, dünyaya tanıtılmaya artık hazırlardı.

Avrupa’nın önemli şehirlerinden başlamak niyetindeydi ancak ailece seyahat edebilmeleri için, paraya ihtiyaçları vardı. Neyse ki onu, çok yakınlarında buldular… Oturdukları evin de sahibi olan, dostları Lorenz Hagenauer, aileye destek olacaktı. Mozartlar, vakit kaybetmeden yola koyuldular. Varlıklı bir tüccar olan Lorenz, Avrupa’nın çeşitli yerlerindeki bağlantılarına mektuplar yazıyor, böylelikle ailenin paraya erişimini sağlıyordu. Leopold ise, seyahat ettikleri şehirlerden piyasa bilgileri topluyor; işlerine yaraması umuduyla, tüccar dostuna yolluyordu.

Küçük Prens

Mozartlar, uzun yıllar süren yolculuklarında, Avrupa’nın büyük başkentlerinin saray ve salonlarında, soylular ve toplumun üst kesimleri tarafından ağırlandılar. Uygun olan her mekanda, halk için de çaldılar. Wolfgang ve Nannerl’in yeteneklerini nakde çevirmek üzere, her fırsatı değerlendiren Leopold’un, rafine bir zevke uygun düşmeyecek davranışları da oluyordu. Kimi zaman, klavyenin üstünü kumaşla örtüyor ve Wolfgang’in, eserleri zorlanmadan çalışını, dünya aleme sergiliyordu. Bu numaraları, konserleri bir dinleti olmaktan çıkarıp, seyre değer bir eğlence haline sokmuştu. Öyle de olsa, Avrupalılar hoşnuttu; iki kardeşten övgüyle bahsediyorlardı.

Bağışçılar, cömertliklerini aileye hediye veya nakit vererek gösteriyordu. Avusturya İmparatoriçesinin huzurunda çaldıklarında, Maria Theresia, yüklü bir bağışta bulunmanın yanı sıra, çocuklara, konser galalarında giyebilecekleri kıyafetler hediye etmişti. Bunlar, kendi çocuklarına, yani prens ve prensese aitti. Konser bitiminde, altı yaşındaki Wolfgang, Maria Theresia’nın kucağına atlayarak, yanağına bir öpücük kondurduğunda, İmparatoriçe o an çocuğa hayranlıkla bakmıştı. Maalesef, bundan on yıl sonra, İtalya Sarayında mevki edinmesine, bizzat karşı çıkacaktı… 

Kartlar yeniden dağıtılıyor

Yolculuklar aileye iyi para kazandırıyor, Wolfgang’e, ünlü bestecilerle tanışma fırsatı veriyordu. Ancak son derece zor şartlar altında gerçekleştiğinden, çocukların sağlıklarının bozulmasına da neden oluyordu. Özellikle Wolfgang’in hastalanmaya yatkın, narin bir bedeni vardı. Zamanlarının büyük bölümünü yetişkinlerle geçiren ve normal bir çocukluk yaşamaktan çok uzak olan iki kardeş, hastalıkta ve sağlıkta, teselliyi birbirlerinde buluyordu.

Mozartlar, Salzburg’dan ayrılışlarının dördüncü yılında, nihayet evlerine döndüler. Bundan böyle yaşamlarını, giyim kuşam, duruş ve tarzlarıyla, yarı aristokrat bir aile olarak sürdürdüler. ‘Tanzmeisterhaus’a** taşınmalarıyla, sosyal hayatları daha da zenginleşti. Evlerinin geniş salonu, düzenledikleri konserler ve dostlarının ziyaretleriyle renklendi. Leopold’ün görevinden izin aldığı zamanlarda, ailece turnelere çıkıyorlardı. Ta ki, Wolfgang ve Nannerl, harika çocuk sayılamayacak yaşlara gelinceye kadar. Vakit geldiğinde, Leopold kartları yeniden kardı ve dağıttı…

Yaratıcı enerji, yıkıcıdır da…

Bundan sonra, müziğin başkentlerine oğluyla gidecek, ona güçlü ve kalıcı bir mevki arayacaktı. Hatta kendisine de… Bu kararıyla, oğlunun gölgesinde kalan Nannerl’i, kız çocuklarının ortak kaderine terk etmişti. Anna Maria’nın payına ise, kızına ve evine göz kulak olmak düşmüştü. Leopold her durumda, Mozart’ı yanında istiyordu. Ne var ki gelecek, nadiren hesaplandığı gibi şekillenir… 

Mozart bir gün, Leopold’u karşısına alarak, Viyana’ya yerleşmek üzere Salzburg’dan ayrılacaktıKırk bir senfonisi içinde, günümüzde en popüler olan 40. Senfoniyi de, Viyana’da yaşarken ve hayatının en zor yılında yarattı. Onu bestelediğinde 34, vefat ettiğindeyse sadece 36 yaşındaydı…

*Mozart, isminin Latincesi olan ‘Amadeus’u, ablasına yazdığı bir şakalaşma mesajında kullanmıştır. Bu ismin genel kabul görmesi, ölümü sonrasında olmuştur.

**Mozartların taşındığı etkileyici binaya,  eski sahibinden dolayı ‘Dans hocasının evi’ deniyordu. 

Müzikler ve Hikayeleri – W.A. Mozart Serisinden 1. Hikayeyi okudunuz. Bestecinin diğer hikayelerine, ‘İlgili Yazılar’dan ulaşabilirsiniz. Mozart’ı yazmaya devam edeceğim.

Kullanılan İmaj: Wikipedia